Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

Şairlerin Kaleminden

Seni Seviyordum...

Sana uzak kentlerden birinde zamanın bir yerinde seni ve senli günleri anımsattı akşam güneşi...
Onca zamanın üstünde eskimeyen bir düşüncesin şimdi
İnsan hergün anımsar mı aynı gözleri
SENİ SEVİYORDUM ve senin haberin yoktu

Saçlarını izliyordum uzaktan, kulağının arkasına düşüşü ve burnun, herkesten başkaydı işte...
Güldüğü zaman yukarıya bakardı; Yukarı kalkan başın ve gülen gözlerin vardı...

Ne güzeldiler sen bilmiyordun... BEN SENİ SEVİYORDUM...
Kalbime sığmıyordu aklımdan geçenler
Duvarlara, vitrin camlarına, kaldırımlara çarpıyordu

Geri dönüyordu, çoğalarak

Senin sesini duyduğum masalarda erteliyordum herşeyi, herseyi erteleyişim oluyordun
Kalp ağrısı oluyordun,

Birlikte soluduğumuz sokak isimleri oluyordun,Mevsimler değişiyor ve büyüyorduk,

Dönemeçler geçiyor, köprüler göze alıyorduk ve bazen tekin olmayan suların üzerinden atlıyorduk

Cesurduk...

Ufuk çizgisi maviydi, gün batımı hep turuncu ve kırmızıydı bütün karanfiller...

Ben SENİ SEVİYORDUM sen bilmiyordun...

Sevinçlerim oluyordun arasıra sen hiç bilmiyordun
Sonra herhangi biri oldun, bütün sevinçlerim bittikten sonra
Yağmurlar yağdı, serin haziran akşamları

Derken bir gün uzaktan gördüm seni...
Saçların bana inat başın herseye meydan okuyarak işte yine aynı
Kalbimi acıttı her zamanki gibi...

Değiştik sanıyordum ve sen yine bilmiyordun
Şimdi bunları anlatsa sana birileri kim bilir yada boşver bilme en iyisi...



İCLAL AYDIN

Hangi Ayrılık...

 

Hangi gün karar verdin küt diye çekip gitmeye

Hangi lafım dokundu sana böyle inceden inceye

Hangi otobüs söyle, hangi uçak, hangi tren

Seni benden götüren, beni bir kuş gibi öttüren

Hangi kırılası eller dolanır şimdi kırılası belinde

Hangi rüzgar şarkı söyler o ay tanrıçası teninde

Hangi çirkin gerçek uğruna tükettin güzel ütopyamızı

Hangi boş boğazlara deşifre ettin en mahrem sırlarımızı

Hangi cama kafa atsam, hangi kapıyı omuzlayıp kırsam

Hangi meyhanede dellenip, hangi masaları dağıtsam

 

Ben de bu sersem başımı karakolun duvarına vursam

Kendimi caddeye atıp arabaların altına savursam

Hangi tercih beni en hızlı şekilde öldürür?

Hangi şekil öldürmez de ömür boyu süründürür

 

Kayıp ilanı mı versem şehir şehir dolanmak yerine

Ödül mü koysam, ölü ya da diri seni bulup getirene

Hangi ayrılık var ki böyle diş ağrısı gibi durmadan zonklasın

Hangi cam kesiği var ki böyle musluk gibi içime damlasın

 

Hiç sanmam, hasta kalbim bunu bir süre daha kaldıramaz

Feriştah olsa böyle eli kolu bağlı bekleyip duramaz

Hangi mübarek dua, hangi evliya tesir eder seni döndürmeye

Hangi aptal muazeret ikna eder ateşimi söndürmeye

 

Olur mu be olur mu? Bu da benim gibi adama yapılır mı?

Aşk dediğin mendil mi? buruşturup bir kenara atılır mı?

Vefa bu kadar basit mi? Alınır mı, Satılır Mı?

 

Hangi hırsız çaldı seni yırtık cebimden

Hangi pense kopardı bizi birbirimizden

Hangi uğursuz hamal taşıdı valizini 

Hangi çöpçü süpürdün yerden bütün izini

Hangi yaldızlı otel çarşaf serip barındırdı

Hangi süslü manzara seni kolayca kandırdı

Hangi şarlatan imaj böyle çabuk ilgini çekti

Hangi pembe vaadler o saf kalbini cezbetti

Dağ gibi adamı eze eze,hangi anası tipli parlak çömeze

Hangi alemlerde kahkahanı ettin meze

Hangi yamyamlara yedirdin o masum rüyamızı

Hangi mahluklar çiğnedi el değmemiş sevdamızı

 

Hangi bıçak keser şimdi benim biriken hıncımı

Hangi mermi dağıtır insanlara olan inancımı

Hangi bekçi, hangi polis artık zapteder beni

Ve hangi su bağışlatır, hangi musalla temizler seni

 

 

 

Yusuf HAYALOĞLU

Gözleri İntihar Mavi...

 

Dağların dorukları dumanlı olur

Geriye dönmez savaşçılar ...

 

Fırtınayla sınanmıştır ömürleri

Karla yıkanmıştır yüzleri ...

Bu yüzden asla vedalaşmazlar

Ve kılıçlarında daşırlar şiirleri ...

 

Bu yüzden sevdaları mahzundur

Yürekleri kallavi !

Alınları ihanet  vurgunudur,

Gözleri intihar mavi

 

 

 

Yusuf HAYALOĞLU

Demek Şimdi Gidiyorsun...

 

Demek şimdi gidiyorsun

Yazdığımız son şiir öyle yarım kalacak

Demek şimdi gidiyorsun 

Kuşlarımız acıkacak, saksılarımız artık sulanmayacak

Demek öykümüzü bir ruj lekesi gibi yapıştırıp

Aynanın sahtekar yüzüne

Oy benim yaralım, Demek şimdi gidiyorsun

Beni böyle toz gibi dağıtıp merdivenlerin dibine

Her şey tamam diyorsun

 

Git, beni viran bir şehir gibi terk et,

Hadi git

Dışarısı ispiyon, Dışarısı ihanet

Seni bir gören olmasın, dikkat et

 

Dostlukmuş, ölüme yürümekmiş, üstüne titremekmiş, Vefaymış

Aşk dediğin zavallı bir kapıyı duvara çarpıp çıkıncaya kadarmış

Bana komaz diyip sancını bi kilo rakıya gömsen de gece yarıları

Oy benim yaralım, asıl sancı uyandığında bütün odaları boş gürünce koyarmış

 

Gitmek istiyorsun, Git

Bir savaşçı asla vedalaşmaz, Durma git

Dışarısı dinamit, dışarısı enkaz

Şunu cebine koy, ne olur ne olmaz

 

Eylül mağdurlarıydık, kimsemiz yoktu

Yaralarımız aman vermiyordu canımıza

Kimseye kıymamıştık oysa, masumduk

Rahatsız ediyordu bizi bu yalancı tarih

Yırtılan bir pankart gibi şehirlerin ortasına

çığ düşürdüyse öfkemiz,

Oy benim yaralım, Oy

En az bir karıncanın yüreği kadar

Çalışkan ve namusluydu ellerimiz.

 

Artık bitti diyorsun, Git

Kırılsın kapı çerçeve, kırılsın bu cam

sorma git, Dışarısı panik, dışarısı izdiham

Biliyorum seni vuracaklar bu akşam

 

Ne çok fire verdik üst üste

Ne çok arkadaş yitirdik bu tozlu yolculukta

Kimliği tespit edilmemiş ne çok ceset vurdu

Zeytin güzeli akşamlarımıza

Büyük ütopyalar ve büyük dağlar gibi

İçerden çürümüşüz meğerse

 

Oy benim yaralım, Oy benim yaralım

Her gelen ölüm yazmış

Her giden ayrılık işlemiş bu talihsiz gergefimize

Kendini arıyosun, Git

Aptal bi hayat kur içinde beni barındırmayan

Kalma git, Dışarısı barut, Dışarısı gardiyan

Yine bir tek ben olurum sana parçalanan

 

Demek şimdi gidiyorsun,

Sonunda bizi de çökertiyor bu kancık zerzele

Demek şimdi gidiyorsun,

Yıkılan bir duvar gibi ömrüme devrile devrile

Demek mecburi istikametlerin

Ayrılığı gösteren o adaletsiz kavşağında

Oy benim yaralım, Maralım

Demek şimdi gidiyorsun ve bana bir tek seçenek kalıyor

Güle Güle, Güle Güle

Beni öldürüyosun git.

Kalmasın sende kahrım, Kalmasın derdim

Bakma git.

Kafamı yumruklayıp ardınsıra ağlarsam namerdim.

 

 

 

 

 Yusuf HAYALOĞLU

Ayrılık Hediyesi...

Şimdi saat sensizliğin ertesi

Yıldız dolmuş gökyüzü, Ay aydın

Avutulmuş çocuklar çoktan sustu

Bir ben kaldım tenhasında gecenin

Avutulmamış bir ben

 

Şimdi gözlerime ağlamayı öğrettim

Ki o yaşlar utangaç boynunun kolyesi olsun

Bu da benden sana ayrılığın hediyesi olsun

 

Soytarılık etmeden güldürebilmek seni

Ekmek çalmadan doyurabilmek

Ve haksızlık etmeden doğan güneşe

Bütün aydınlıkları içine süzebilmek gibi

Mülteci isteklerim oldu ara sıra

 

Biliyorsun şimdi iyi niyetlerimi

Bir bir yargılayıp asıyorum

Bu son olsun be, Bu son olsun

Bu da benim sana ayrılırken muazeretim olsun

 

Şimdi saat yokluğunun belası

Sensiz gelen sabaha günaydın

İşi gücü olanlar çoktan gitti

Bir ben kaldım voltasında sensizliğin

Hiç uyumamış bir ben

 

Şimdi dişlerimi sıkıp dudaklarıma kanamayı öğrettim

Ki bu kızıl damlalar körpe yanağında bir veda busesi olsun

Bu da benden sana heba edilmiş bir aşkın son nefesi olsun

 

Kafamı duvara vurmadan tanıyabilmek seni

Beyninin içindekileri anlayabilmek

Ve yitirmeden yüzündeki anlık tebessümü 

Bütün saatleri öylece dondurabilmek için

Çıldırasıya paraladım kendimi

 

Lanet olsun, artık sigarayı üç pakete çıkardım günde

Olsun be, Ne olacaksa olsun

Bu da benim sana ayrılırken şikayetim olsun

 

Yusuf HAYALOĞLU
 

Öylesine Sevmiştim...

 

Şimdi gidiyorsun, git

Bütün sabahları üşüdüğüm

Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin

İçimde bir şarkı

Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat

Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin

Yıldızları da alsana yanına gökyüzünden

Sevdiğimiz şarkıları da

Pencereme konan yusufçukları da

Bana karanlığı bırak

Beni bırak, beni böyle bırak

Böyle ansızın, böyle yakışıksız

Böyle anlamsız, böyle dağınık

Öyle kapıda susuşun

Öyle sarsak, öyle serkeş, öyle çerkes duruşun

Öyle sağlam, öyle birden vuruşun

Koy beni sensizliğe

Ve otursun içime kül gibi kor yangınım

 

 

Şimdi gidiyorsun, git

Hadi git

Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git

Hadi kanatma

Hadi yıkma

Hadi dokunma

Zaten ben seni öylesine sevmiştim

 

Şimdi gidiyorsun, git

Bütün sabahları üşüdüğüm

Bütün gördüğüm senli günlerim, onlar da gitsin

İçimde bir şarkı

Gözümde bir ışık kalmıştı herşeye inat

Kapat gözlerimi, sevdiğim anlar da gitsin

Şimdi gidiyorsun, git

Hadi git

Hepsi hepsi bir sevda benimkisi, al da git

 

Hadi kanatma

Hadi yıkma

Hadi dokunma

Zaten ben seni öylesine sevmiştim

 

 

 

İbrahim SADRİ

Bir Adın Kalmalı...

 

 

Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

Aynaların arında sır

Yalnızlığın peşinde kuvvet

Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye

Bir de o kahreden gurbet

Sen say ki

Ben hiç ağlamadım

Hiç ateşe tutmadım yüreğimi

Geceleri koynuma almadım ihaneti

Ve say ki

Bütün şiirler gözlerini

Bütün şarkılar saçlarını söylemedi

Hele nihavent, hele buselik

Hiç geçmedi fikrimden

Ve hiç gitmedi

Bir topak kan gibi adın

İçimin nehirlerinden

Evet yangın

Evet salaş yalvarmaların korkusunda talan

Evet kaybetmenin o zehirli buğusu

Evet isyan

Evet kahrolmuş sayfaların arasında adın

Sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı

Bu sevda biraz nadan

Biraz da hıçkırık tadı

Pencere önü menekşelerinde her akşam

Dağlar sonra oynadı yerinden

Ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca

Sen say ki yerin dibine geçti

Geçmeyesi sevdan

Bu da bir şikayet benimle kendim arasında kalan

Ve ben seni sevdiğim zaman

Bu şehre yağmurlar yağdı

Yani ben seni sevdiğim zaman

Ayrılık kurşun kadar ağır

Gülüşün kadar felaketiydi yaşamın

Yine de

Bir adın kalmalı geriye

Bütün kırılmış şeylerin nihayetinde

Aynaların ardında sır

Yalnızlığın peşinde kuvvet

Evet nihayet, bir adın kalmalı geriye

Bir de o kahreden gurbet

Beni affet

Kaybetmek için erken

Sevmek için çok geç

İbrahim SADRİ

Yokluğun Çok Zor...

 

Sana hiçbir şey yok gidişinin ardından

Gözyaşı yok,

Hüzün yok,

Feryat yok ...

 

Bana çok şey, bana herşey

Hüzün bana,

Acı bana,

Kahır bana ...

 

Bana koca koca yalnızlıklar

Teselliler uçup giderken gidişinle

Bana sinsi sinsi

Zehir zemberek dakikalar

 

 

Aliye Yakupoğlu

Yaşam Seninle Başlayacak...

 

Aylar mı yoksa yıllır mı geçti aradan

Belki yalnızca dakikalar

Bilinmez,

Bilinmez ki beni böylesi özleten zaman ne derece ilerledi

 

Bugünün bir anlamı yok, dünün de

Benim tek tesellim gelecekte

Biliyorum mahşer gününe dek

Bir defa da olsa tanrı yüzümü güldürecek

O güne dek yemin olsun bekleyeceğim

 

Aylar ya da yıllar geçmiş olsun aradan ne fark eder ki

Yaşam seninle başlayacak.

 

 

 

 

 

Aliye Yakupoğlu

Yalnızım...

 

Yalnızlığın böyle olduğunu bilmezdim ben

Seni tanımadan önce

Yalnızlığı yaşadığımı sanmıştım hep

Oysa şimdi anlıyorum

Ben yalnızlığı,

Terk edip gittiğin bugünümde yaşıyorum

 

 

 

 

Aliye Yakupoğlu